|
Nasibin Varsa Gelir Hint’ten Yemenden…
Nasibin Varsa Gelir Hint’ten Yemenden… Nasibi olmayan adamı, nasibi olacağı bilinen yerde bile uyku basar derler. Desinler varsınlar. Ziya Paşa, “ Bi-baht olanın bağına bir katresi düşmez / Baran yerine dürrü güher yağsa semadan” diyor. Bağı bahçesi inci-mercan dolu olanlar, bir avuç çıkarıp neden vermez, konusuna girmemiş bu beytin devamında. Nasip işi elimizde olan bir hadise değildir. Nasip eden nasip etmedikçe, ne yapılsa nafile… “Nasibin varsa gelir Hint’ten, Yemen’den, nasip değilse ne gelir elden” denmiştir... Bahtsızlık, talihsizlik, şanssızlık gibi kavram ve kelimeler hep aynı kapıya çıkar. İnsan sebebini işler, gerisini Yaradana bırakır kanaati ve görüşü halkımız arasında oldukça yaygındır. Rızkının peşinde koşmak için, nasibini aramak için diyar-ı gurbete gitmek, kapı kapı dolaşmak, çoluğunun -çocuğunun nafakası için sıkıntılara göğüs germek çocukluğumuzdan beri duyarak, görerek ve yaşayarak hissettiğimiz değişik bir duygudur. Hatta hayatın ta kendisidir. Ana ve babaların evlatları için yaptıkları hayat mücadelesi, göz yaşartıcı fedakârlık örnekleriyle dolu, andıkça gözlerimizi dolduran birçok hatıra ile dopdoludur. Gerçekten nasipsiz miyiz? Hiç sanmıyorum. Nasipsiz olma konusu, halk arasında dillendirilen bir konu olmaktan ileriye gidemez. Atalarımız “ Bu dünyada aç mezarı yok” sözünü boşu boşuna söylememişler. Doğmak, dünyaya sağlıklı olarak merhaba demek bile nasipli olmanın ilk başlangıcıdır. Her doğan bebek nasibiyle beraber gelir dünyaya… O halde nedir bu nasipsizlik hikayesi? Her birimizin ayrı meziyetleri, ayrı kabiliyetleri, ayrı zekaları ve huyları yok mu? Bu meziyetler gençlik yıllarımızdan itibaren, yapacağımız işlere, girişeceğimiz atılımlara yön verecek özellikler olarak karşımıza çıkar. Kimimiz ticarette… Kimimiz memuriyette… Kimimiz sanatta… Kimimiz siyasette, başarılı olma yolunda ilerleriz. Her birimiz için birer rızık kapısı açılmıştır. Ömrümüzün uzun bir bölümünde karşımıza çıkan değişik fırsatlardan birine hem aklımız yatar, hem de gönlümüz. Doğduğumuz yer, doyduğumuz yer muhabbetleri de ardından gelir. Sonra başlar anlatımlar. Kiminin hayatı bir roman olur. Kiminin en az 13 bölümlük bir dizi… Önüme çıkan fırsatları değerlendirdim. Elimi hangi işe attıysam, bana güç ve para olarak döndü diyenleri dinlemiş yada okumuş olmalısınız. Etrafımda benim kadar çalışan, benim kadar kendini paralayan yoktu. Ancak karnımı zor doyurdum. Üstelik sigaradan başka hiçbir lüksüm olmadı diyenlere de rastlamışsınızdır. Anadolu’da yaygın iki deyiş vardır. Birincisi “ İyi at yemini kendi arttırır” derler. İkincisi de, “ Bülbül’ün çektiği dili belasıdır” derler. Ayakları yere değmeyeni, kendini beğenmişi, çok bilmişlik taslayanı, burnu kaf dağında gezeni, insanlara tepeden bakanı, halkımız sevmez. İnsanları hor ve hakir görenlere de, “ Ne oldum deme, ne olacağım de…” diye sert ikazda bulunur, milletimiz. Sonra da, “Ağzıyla kuş tutsa istemem” diye diretir. Efendi, dürüst, kalender, kendi halinde gibi yakıştırmalarda yine vatandaşımıza aittir. Bu ölçülere uyan insanların elinden tutar halkımız. Vermemiş mabud, neylesin Sultan Mahmud sözü de hikayesi de meşhurdur halk arasında… Hikayeyi anlattıktan sonra da ekleme yapar anlatan, “ Koskoca Sultansın baktın bir türlü nasip olmuyor bu adama hiçbir şey, ver bir o kadar altını da, sultanlığının şanından olsun, ne olur yani? Sultanın ihsanı, onun şanındadır der vatandaşımız. Sultan karşısında akla karayı şaşıran insanın, verilecek ihsanı seçeneklerle kazanmaya kalkması, günümüzün Milli piyangosuna benzer… Sultan ‘ın piyangosu olur mu? Olmaz tabii… O verdi mi, verir geçer. Ya şundadır, ya şunda demez. Bakmayın siz hikaye anlatanlara… Hikayenin içine tevatürleri katmazlarsa, hikayeyi dinleyen olmaz. Böyle olunca da kantarın topuzu kaçıyor ister istemez. Bildiğimiz sultan, övdüğümüz sultan hasis, cimri bir sultan halini alıveriyor. Aslında, Sultan cömerttir. Cömertliği sever. Kimse o sultan kadar cömert değildir. Şanında cömertlik bulunan sultanın ihsanı da şanına uygundur. Nasip deyince milletin aklına para, pul geliyor. Para pul nimeti, her şeyin önüne geçiyor. Sağlık bir nimettir anlayana… Evlat bir nimettir anlayana… Huzur ve mutluluk bir nimettir anlayana… Güzel dostlar, samimi yakınlar bir nimettir anlayana…. Nasibiniz olmasa hiçbirine sahip olamazsınız zaten… Paradan yana nasibi olmayanın huzurdan yana, eşten yana, evlattan yana nasibi vardır. Nasip denen o güzel kavramdan öyle yada böyle nasiplenmeyen bir tane kul gösteremezsiniz bana… Nasip denen kavramı para ile ölçerek yola çıkmışsanız, nasip eşittir para diyorsanız ne diyelim… Bütün gün ben nasipsizim, kadersizim diye dövünün durun. Gören de olmaz, duyan da… Allah bir kapıyı kapatır, bin kapıyı açar demiş büyüklerimiz. Her şeyin hayırlısını istemek kadar güzel hiçbir şey yoktur hayatta… Paranın da, malında, eşin de, evladında, işinde hayırlısını istemek esastır. Hayırla istenen şey her ne olursa olsun, hayır getirir isteyene… |
|
Yorum Yok. |
25/05/2009 13:32
Erol Sunat
473
Yazdır
PDF
RSS
