Lokman Hakîm hazretleri günlerden bir gün eşkıyâ tarafından yolu kesilip, esîr edildi. Kendisini yabancı bir şehre götürüp, köle olarak bir zengine sattılar. Efendisi ona kerpiç yapma gibi ağır işler verdi. Lokman Hakîm, işin zorluğundan şikâyet etmeyip, herkesten daha iyi çalışıyordu. Zamanla efendisi, hazret-i Lokmanın; şefkatli, güç işlere dayanır ve iyilik sever birisi olduğunu anladı. Lokman Hakîme değer verip, sevdiği kimselerden biri oldu. Sonunda efendisi, hemşehrilerinden bir topluluğun o şehre gelmesi ile, hazret-i Lokmanın kim olduğunu öğrendi.
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
21/03/2010 13:14 Ekleyen simbat
Ramazan... Cuma günü... Cuma vakti... Cami... Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde... Girenlerin arasında... O... Hızır... Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor.
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
21/03/2010 13:09 Ekleyen simbat
Sultan II. Mahmud Han zamanında yaşlı bir kadıncağız duymuş ki, Hazreti Hızır her gün yatsı namazında, Yeni Câmîde görülürmüş. Kendisi de zâten Hızır Aleyhisselâmı görmeyi öteden beri çok istermiş. Duyduğu söz üstüne ertesi gün kocasına durumu bildirip, ondan izin alarak yatsı namazına Yeni Câmîye gitmiş. Namaz çıkışında, avluda bir kenara çekilmiş ve başlamış çıkanlara dikkatli dikkatli bakmaya. O pür dikkat çıkanları tâkip ederken, karşısından bir yaşlı amca çıkagelmiş. - Neye bakarsın hâtun? -Dediler ki, bu câmîde her gece Hızır Aleyhisselâm görünürmüş.
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
21/03/2010 13:01 Ekleyen simbat
işsizin biri, temizlik işleri için Microsofta başvurur. İnsan Kaynakları, bir ön görüşmenin ardından test yeri temizlemek yaparlar ve işe alındın, e-mail adresini ver, sana başvuru formunu göndereyim, aynı zamanda, işe başlamak için geleceğin günü bildiririm der.
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
21/03/2010 12:48 Ekleyen simbat
Caferli diye bir köyde küçük ağa olarak çevresine nam salmış, yürü dedimi dağlar yürüten, dur dedimi sular durduran güçlü bir ağa varmış. ne var ki soyunu devam ettirecek çocuğu olmadığı için hep üzgünmüş. ağanın bu durumdan sürekli yakınması üzerine, karısı esma hatun çevredeki bütün yatırları, türbeleri tek tek ziyaret eder, çocuğu olması için gittiği yer yerde “derdimize bir çare” deyip kurban keser dua edermiş..
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
21/03/2010 12:36 Ekleyen simbat
Mevki Kudüs. Mekân Mescid-i Aksa, tarih 21 Mayıs 1972 Cuma. Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz.
Kudüs Kapalı Çarşısı`nda rüzgar gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid-i Aksa`nın önüne kavuşturur. Mirac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble`mize yani... Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. "12 bin şamdanlı avlu" derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs`ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan... O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid`in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız.
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
07/12/2009 16:55 Ekleyen Ahmet Müfit Kutlu 
Evren yaratıldığında insan yok imiş .. Sonra Cennet’te sınanan iki insan , kurallara uymayınca
Kainatta minicik amma insan için çok büyük olan dünya , Adem (Adam) ve Havva (Eva ) isimli iki canlıya mekan olmuş .. Cennet’teki güzelliklerin pek azı varmış bu
Biri Cidde denilen yere , diğeri Seylan bölgesine inmişler .. Onları ayrı düşüren Yaratıcı , bilinmez bir hasret döneminden sonra sevgilileri Arafat tepesinde buluşturmuş ..Ne kadar sevinmişler , ne kadar sevinmişler … Ancak birlikte oldukları zaman dünya gezegeninin daha güzel olduğunu
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
07/12/2009 16:54 Ekleyen Ahmet Müfit Kutlu .jpg)
Oda bembeyazdı, perdelerin beyazlığıyla yatağın üstündeki örtülerin beyazlığı sanki yarışıyordu. Oda da birkaç gül yaprağının kırmızısı, duvarın gökyüzünü kıskandıran mavi rengi de olmasa dışarıdaki kar sanki içeri yağmıştı. İçerdeki beyazlık dışarıdaki beyazlığı bastırmıştı. İçerisi aydınlık dışarısı karanlık, içerisi sıcak dışarısı soğuktu… Saat gece yarısını geçmiş yavaş yavaş sabaha doğru geliyordu. Odadaki mumlar alevini gecenin karanlığına usul usul salıyordu. Dışarıdaki rüzgar asla pencereye dokunmuyordu. Oda kadar beyaz olan kedi bile susuyordu. Oda da hayat durmuştu. Oda da zaman durmuştu. Odadaki her nesne susmuştu. Çünkü o oda da bir Sultan uyuyordu…
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
07/12/2009 16:44 Ekleyen Mehmet Acar İngiliz ticaret gemisi Vulcain 1839 yazında Hindistan dan İngiltere ye doğru yola çıkmıştı. Ümit Burnu nun güneyinden dolaşacak, Afrika nın batı kıyılarının açığından geçerek anavatan sularına varacaktı. Gemiye Hindistan dan çay yüklenmişti. Fakat ambarlarda boş yer kaldığını gören kaptan Johnson, her sefer yaptığı gibi, Afrika nın batı kıyısındaki Benguela ya uğrayıp oradan fildişi yüklemek niyetindeydi.
Banguela ya vardıkları zaman kasabanın bomboş olduğunu gördüler. Gemi açıkta demirlemişti, gemiciler filikalara binerek kıyıya çıkmışlar, fakat kasabada tek bir canlıya rastlamamaları karşısında şaşırıp kalmışlardı.
Çok geçmeden bu esrarengiz olayın sebebi anlaşıldı: Kasabada kolera baş gösterdiği için yerliler, yabancılar herkes başını alıp uzaklara kaçmıştı. Fildişi tacirleri de on beş mil kadar gerideki başka bir kasabaya çekilmişlerdi.
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
07/12/2009 16:41 Ekleyen Zeynep Akıllı 
Melis çocukluğundan beri dedesinin anlattığı definecilik hikâyeleriyle büyümüştü.
Rahmetli dedesi define arama işine çok meraklı hatta bunu
Zamanında bu işe aşırı derecede merak sarmış. Eline geçen her haritayı değerlendirmiş, birçok yeri kazmış. Bu kazıların birinde başına çok ilginç olaylar gelmiş, birkaç parçada olsa heykelcik bulup zor zahmet elden çıkarıp birkaç kuruşta olsa
En sonunda bu işlerin nasipten öte olmadığını anlamıştı anlamasına ama bu uğurda da yıllarını, gençliğinin en
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
07/12/2009 16:39 Ekleyen Sabriye Nişancı 
Gözlerini açtığında masmavi bir gökyüzü, çiçeklerle dolu bir yamaç. Yaklaşık dört saattir uyuyan serdar şiddetli bir ses gürültüsüyle gözlerini açtı. Kolunda şiddetli bir acı ve gövdesine sızan kan pıhtısı. Kolu yırtılmış ve şiddetli kan kaybediyordu. Tüm gücünü toplayarak ayağa kalktı ve tüm hızıyla sesin geldiği yere yöneldi. Uzun bir yürüyüşten sonra mahşer topluluğunu andıran bir mekânda şiddetli feryatlar yardım isteyen insanlar kan gölünü andıran çukurlar ve cehennem ateşine benzer alevler arasında kendi yarasını unutarak başkalarının yardımına koşuyordu. Alanında uzman bir cerrah olan serdar, ilk defa malzeme kullanmadan birilerinin yardımına koşuyordu.
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
07/12/2009 16:05 Ekleyen Samet Yorgancı Samanyolu`nda kendine bir yer edinmiş, yıldız gibi parlamakta olan bir yer: Plankton.
Yüksek dağları ve yer yer düzlükleriyle alışılagelmişin dışında bir
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
07/12/2009 16:00 Ekleyen Emel Gizem Selvi “Erkek arkadaşım gelecek! Bu kez izin vereceğim ona: öpsün beni!”
Heyecandan elleri titriyor, gözleri sağa sola kayıyordu. Yirmi
Mutfaktaydı. Sandalyeye oturmuş, bir yandan annesinin çıkarıp ortaya bıraktığı malzemelere bakıyor, bir yandan da salonun penceresinden, karşı apartmandaki komşusuyla sohbet eden annesinin sesine kulak kabartıyordu:
“Gelecekmiş bir iki saate kadar,
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
05/12/2009 23:13 Ekleyen Fatma Çetin Kabadayı Ata diyor ki;
Ey Türk Gençliği! Sana öyle büyük bir armağan bıraktık ki arkamızda bunun adı CUMHURİYET`tir.
Ata diyor ki;
Cumhuriyetle yaşarken vazifen onu sonuna kadar korumak, kollamak ve dahası yüceltmektir.
Ata diyor ki;
Sana bırakılan bu hediye o kadar değerli ki ona kimi fırsatçılar göz dikebilir.
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
05/12/2009 23:10 Ekleyen Didem Deştioğlu 
Göz kapaklarını hafifçe kaldırdı. Yarısı aralanmış perdeden yüz bulup, o çok sevdiği pop şarkıcısının posterinin üzerine nazlı nazlı yansıyan güneş ışınları, hissedilmesine hiçbir engel olunmadığı halde hissedilmemiş bir gecenin bittiğini onaylıyor ve yeni bir günün mukaddimesini haber veriyordu. Tazecik bir kıprayışla irkildi. Gözlerinin biri kapalıyken diğeri ise etrafı kolaçan edercesine aralandı. Posterin hemen altındaki sarı renkli yapıştırmalı kâğıda yazılmış “kızım kahvaltı hazır, ben erken çıktım” notunu okumasıyla posterdeki kahramanına adadığı gülümseme yerle bir oldu.
... Devamını Oku
Yorumlar (0)
05/12/2009 23:05 Ekleyen Fatih Canavaroğlu 

